Tüm iş ve yaşam sürecimizde karşımıza çıkan bir kavram itibar yönetimi. Tüm başarı ve başarısızlıkların arkasında yatan kavramdır. İtibar yönetim hayatımızın olmazsa olmaz bir parçası haline gelmelidir. İtibarını yönetemeyenlere hani derler ya “ yağmurlu havada su bile vermiyorlar” itibar konusu içinde durum bundan farklı değil. İtibarınız yoksa zedelenmişse sorunlar yumağının girdabında savruluyorsa ne işinizi yönetebilirsiniz ne de yaşamınızı…

Bu kadar değerli olan bu kavram sahip olduğumuz değerlerimizin dışa yansımasıdır. Kişi yada kurum ben itibarlıyım demesi ile itibarlı olunmaz. Toplumsal değerleri yok sayan iş ve ticaret ahlakı ve etik değerle içinde hareket etmeden itibarlı olunamayacağı gerçeği ile yüzleşmenin zamanı çoktan geldi de geçiyor. Toplumsal kalkınmayı başaramamanın, sanayide devrim yapamamanın, yüksek katma değerli ürün ve hizmetler üretememenin temel nedenidir itibar yönetimi. Çağdaş diye adlandırdığımız gelişmiş ülkelerin şirketlerine bakacak olursak temel değerler üzerinden her ne kadar negatif değerlendirme yapacak olursak olalım iş ahlakı ve ticaretin gerektirdiği tüm kurallara ciddiyetle uymaktadırlar. Mehmet Akif’in de dediği gibi “dinleri işimiz. İşleri dinimiz gibi” sözü çok ama çok şey anlatmaktadır.

İş dünyası bu kavram üzerine ciddi çalışmalar yapmakta ve itibar yönetimi kurumsal sürdürülebilirlikte en üst sıralarda yerini almaktadır. Kurum yada kişiler itibar yönetimi açısından sosyal medyayı ciddi anlamada kullanmaktalar. Sosyal medyada çıkan bir haber olumlu yada olumsuz yönde itibarınızı tavan yada taban yaptırabilir. Bir dergide bir olay okumuştum bu olay da; hasta olan ve son günlerini yaşayan annesinin canı özel bir çorba ister. Bu çorbayı üreten firmayı arar. Çorba siparişi verir.Fakat telefonu açan kişi bu çorbayı sadece Cuma günleri ürettiklerini ifade eder. Kısacası olumsuz cevap alır. Bu durumda hastanın durumunu anlatan hasta yakını yine de olumsuz cevap alır. Kişinin yapacak bir şeyi kalmamış bu olay karşısında yıkıma uğramıştır. Bir düşünsenize anneniz hasta ve siz onu kaybedeceksiniz ama bir çorba talebini bile karşılayamadınız. Çok yıkıcı… Bu durumu haber alan işletme yöneticisi hasta yakınına ulaşarak özür diler ve derhal anneniz için bu çorbayı özel ürettireceğiz der ve bizzat çorbayı kendisi hastaya ulaştırır. Sonuç mu hasta yakını kurumun bu jestini sosyal medyada paylaşır. Bu paylaşım çığ gibi büyür. Bu firma müthiş bir reklam yapmış ve de şu anda ciddi satış hacmine ulaşmıştır. Müşterileri tarafından en itibarlı şirketler arasına sokulmuştur. Bu örnekten da anlaşılacağı üzere başarılı ve karlı şirketlerin ortak paydasının da itibar yönetimi olduğunu söylemek mümkün. Bu vb. birçok olay değerlerin yansımasıdır. Ya sizleri var eder yâda yok eder.

Şirketler üst düzey yöneticiler başta olmak üzere performans değerlendirme kriterlerine bu kavramı koymuşlardır.

İtibar nasıl mı yönetilir? İtibar ölçülebilir mi? Akla bu sorular geliyor. İtibar değerler üzerinden yönetilen bir kavramdır. Değerleri tanımlamak yetmez tanımlanmış değerler sisteminde de esas olan tutarlılıktır. Değerler liderin, yöneticinin, hükümetin vs. tercihleri değil toplumun tanımladığı kavramdır. Başta insan hakları olmak üzere çalışanlara, topluma, çevreye, tüketicilerekısacası tüm paydaşlara karşı sorumluluklarımızı eşitlik, adalet, sorumluluk, Hesap verebilirlik, şeffaflık ilişkisinde yerine getirmektir. Bu süreçte adil olmayanlar şeffaf olamaz, adil olmayanlar Hesap veremez, adil olmayanlar yine sorumlulukları paylaşamazlar ki itibarları olsun. İnsan insan der gibi olduğunuz duyar gibiyim. Evet, insan “ anlık menfaatleri için orta ve uzun çıkarlarını terk eden bir varlık” bu biziz. İşimizi geleceğe taşıyacak, yarınlara gerçek bir alt yapı kuracak isek itibar kavramını içselleştirmeliyiz. Kurum ve kişi olarak bu kavramı konuşmalı tanımlamalı ve izlemeliyiz. Şahsımızı ve kurumumuz için dışarıda ki algı bizim itibar göstergemizdir. Gerçek olan bizim kurum yada kişi olarak kendimizi nasıl algıladığımız değil paydaşlarımızın bizi nasıl algıladığıdır. Sonuç olarak kurumların patronları ve üst düzey yöneticileri itibarlı yaşamadan, ağızlarından çıkanları davranışları ile desteklenmeden itibar olmaz. Balığın baştan koktuğu bir yerde lafla da itibarda olmaz.

Yazar: Sinan GÜLTEKİN